Ana sayfa Parkison / Multipl Multipl Skleroz Hastalığı Bayanlarda ve Erkeklerde Değişik Belirti Gösterir

Multipl Skleroz Hastalığı Bayanlarda ve Erkeklerde Değişik Belirti Gösterir

0
Multipl Skleroz Hastalığı Bayanlarda ve Erkeklerde Değişik Belirti Gösterir
multipl-skleroz-ms-beyin

Sıçanlarda yapılan çalışmalarda dişi sıçanlar erkeklere oranla daha fazla antikor ve hücresel immün yanıt vermişlerdir,[31,32] CD4/CD8 oranı dişilerde daha yüksektir ancak CD8 oranları iki cinsiyet arasında benzer saptanmıştır.[33] Multipl skleroz, sıklıkla 20-40 yaş arasında başlar ve bilindi¤i gibi kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat fazla görülür. Türkiye’de yapılan bir çalışmada MS hastalarında kadın hastaların oranı %68.8 olarak saptanmıştır.[34] Multipl skleroz, kadınlarda daha sık görülürken daha iyi prognoza sahiptir.[35] Cinsiyetin immünite üzerinde etkisi iyi bilinmekle birlikte[36] bu konu üzerinde çalışılmalar halen devam edilmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi MS’de Th1 aktivitesi ön plandadır ve kadınlarda Th1 hücre yanıtı erkeklerden daha baskındır, bu durum MS gibi diğer otoimmün hastalıkların kadınlarda neden daha sık oldu¤unu kısmen açıklamaktadır.[36,37] Ayrıca, MS ve kadın cinsiyeti arasındaki doğrudan ilişkide hormonlar, cinsiyetle ilişkili genler ve nöroendokrin yolaklar önem taşımaktadır ve MS’de hastalık şiddeti ve cinsiyet hormonları arasında ilişki olduğu bilinmektedir. Erkeklerin aksine kadınlarda hormon düzeyleri yaşla, gebelikte, menstrüal siklusun farklı dönemlerinde değişkenlik gösterir. Östradiol, östrojenin alt gruplarından en fazla salgılanan steroid yapıda hormondur. Kolesterol ve asetil-CoA’dan progesteron ve testosteron sentezlendikten sonra bunlardan da östrojen sentezlenir. Östradiol varlığında CD4 T hücrelerde IL-10 ve IFN-g üretimi artar.[38] ve T hücre bağımlı enflamasyonu baskılar. Ancak T hücrelerin üzerinde östrojen reseptörü yoktur ve immün sistem üzerindeki etkisini stromal hücreler, fibroblastlar ve makrofajlar yoluyla gösteriyor olabilir.[39] Düşük östrojen düzeyleri Th1 tipi proenflamatuar yanıtı artırırken, yüksek östrojen ve progesteron düzeyleri Th2 tipi yanıtı Multipl skleroz ve otoimmünite üzerine cinsiyet faktörünün etkisi artırır.

Kadınlarda menstürasyon döneminden önce MS ataklarında alevlenme olduğu ve östrojen ve progesteron düzeylerinin çok düşük olduğu saptanmıştır. Progesteron ve östrojenin çok yüksek olduğu gebeliğin son trimestrinde atak oranı belirgin azalırken, doğum sonrası dönem atak sıklığı ve şiddetinin arttığı bilinmektedir.[40,41] Çok yüksek olan östrojen ve progesteron düzeyleri, nitrik oksit ve TNF-a üretimini inhibe ederek mikroglial aktiviteyi düşürür. Östrojen düzeylerinin düşmesi Th1 tipi enflamatuar yanıtı artırarak hastalık aktivasyonuna neden olabilir. Gebelikte MS gibi otoimmün hastalıklarda immünosupresyon, fetal-plesantal-maternal faktörlerle ilişkilidir. Fetal supresör hücreler Th1’den Th2’ye dönüşümü sağlar.[42,43] Multipl skleroz, temel olarak Th1 hücre aktivitesi ilişkili olduğundan gebede Th2 hücrelerin artması, olasılıkla hastalık aktivitesini baskılar. Postpartum dönemde Th1 hücrelere dönüşüm artınca hastalıkla alevlenme olasılığı artar.[44]

Yapılan bazı çalışmalarda foliküler ve luteal
fazda dehidroepiandrosterone sülfalt (DHEA-S),
testosteron ve prolaktin düzeyleri normal bireylere göre daha düşük saptanırken, östradiol düzeyi
sadece foliküler fazda düşük saptanmıştır.[45,46]
Testosteron düzeyinin azalması ile sonuçlanan
hipotalamik-over-adrenal yolağın aşırı aktivasyonu ile enflamasyon arasında bir bağıntı vardır.[47]
ve testosteronun, remyelinizasyonda rolü oldu¤u
ve görece koruyucu oldu¤u yapılan çalışmalarla
gösterilmiştir.[48] Östradiol, luteal fazda granüloza hücrelerinde testesterondan üretilir ve düşük
testesteron düzeyi, düşük östrojen düzeyi olarak
tanımlanabilir. Ayrıca testosteronun metaboliti
olan dehydroepiandrosterone (DHEA), aromataz
enzimi ile östrojene dönüşür. DHEA’nın antienflamatuar etkisi vardır ve MS’de DHEA verilmesinin olumlu sonuçları oldu¤unu düşündürecek
bazı çalışmalar vardır.[49] Ancak, testosteron
ve östrojenin reaktif gliozisi azaltmakla birlikte
aksonal rejenerasyon halen bir sorun olarak
görülmektedir.[50]

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here